Pazar, Eylül 25, 2022
Ana SayfaKÖŞE YAZARLARIKIRMIZI PABUÇLAR

KIRMIZI PABUÇLAR

 Sene 1974…süpürgelice
Beş yaşındayım…
Babamın işyerine giderken, bir vitrinde siyah rugan pabuçlar gördüm. Bilekten bağlı, önlerinde küçük birer fiyonk, ışıl ışıl. Sağından baktım, solundan baktım ayakkabıların. İçim sevinçle doldu, ayağımda hayal ettim onları, en sevdiğim elbisemle…
Sevinç içinde gittim babamın yanına. Ben hararetle ayakkabıların güzelliğinden bahsederken, babamın elindeki sinema biletini görmedim bile…
Babam beni dinledikten sonra, onayladı ve gittik o muhteşem pabuçları almaya…
Babamın biletini aldığı Hababam Filmi’ni seyredemedim ki, pabuçlarımı seyretmekten. Sinemanın ışığı vurdukça parlayan pabuçlarım, yan koltuktaki yaşı bana yakın olan kızın da dikkatini çekmişti. Sürekli annesini dürtüp, eliyle işaret ederek gösteriyordu, benim muhteşem siyah pabuçlarımı.
Aradan bir ay geçmişti ki, yine aynı mağazanın vitrininde kırmızı rugan, önden fiyonklu ama fiyongunun tam ortasında beyaz bir taş olan pabuçları gördüm…
Çocuk aklımla pırlanta olduğunu düşündüğüm o taştan gözümü alamıyordum. Yine ışıl ışıl, sanki yanan iki ateş parçası. Onca albenisi yetmezmiş gibi, bir de pırlanta kondurmuşlar üzerine.
Yapmam gereken tek şey, babama gidip bu iki ateş parçasından söz etmek…
Biraz da nazlandık mı bu iş tamamdır. Üç erkek çocuğunun, sekiz sene ardından doğmanın avantajını kullanmak, en doğal hakkım…
Ama tüm hayallerim, babamın itiraz etmesiyle yıkıldı. Sadece hayallerim mi? Dünya yıkıldı üstüme, altında kaldım. Suratım yerleri süpürürken, babam bana bir çift ayakkabım olmasına rağmen, yeniden ayakkabı istememin bencillik olduğunu, büyüme sürecinde olduğum için her iki ayakkabıyı da kısa süre sonra giyemeyeceğimi, ayrıca sokaklarda bu kadar aç-sefil, üstü başı perişan olan çocuklar varken, ikinci bir ayakkabıyı gönül rahatlığıyla giymemem gerektiğini anlatıp duruyordu. Ben daha çok sızlanınca da, diğer ayakkabı eskimeden yenisini almayacağını söyledi ve bana arkasını dönüp gitti.
Babamın bu davranışını aklım almıyordu bir türlü… Parası vardı, eve erzaklarımız çuvalla gelirdi. Neden almadı ki o kırmızı pabuçları bana? Küstüm işte… Artık konuşmama kararı aldım onunla. Beni sevseydi alırdı, üzmezdi beni…
Bu hayal kırıklığımın üzerinden iki- üç hafta geçmişti ki, Ankara’dan dayım geldi. Evimizi her gelişinde şenlendiren Mehmet Dayım, elinde bir kutuyla girdi içeriye…
Kutuyu açtığımda gözlerime inanamadım. Vitrindeki kırmızı pabuçların aynısı…
Tıpa tıp aynı hem de. Sevinçle giydim o ateş parçalarını ayağıma. Sağından baktım, solundan baktım. Evet… Tam da hayal ettiğim gibi durdu ayağımda. Sevinçle dayımın boynuna sarılırken, gözümün ucuyla da babama bakarak nispet yapıyordum. Babam ise gülümsüyordu bana, gözleri ışıl ışıl…
Kırmızı pabuçlarımdan daha da ışıl ışıldı gözleri o an… O mutlu sona eren gecenin sonunda, yanı başıma koyduğum kırmızı pabuçlarımdan ziyade, babamın gözlerindeki ışıltıyı düşünerek uykuya daldım.
Sene 1986…
Babamın çelimsizleşmiş eli avuçlarımda…
“Biliyor musun, hani sen kırmızı pabuç istemiştin benden ve ben almamıştım. Sonrasında dayın hediye etmişti sana onları…
O pabuçları, ben satın alıp vermiştim dayına…
Eğer sana o kırmızı pabuçları istediğin anda almış olsaydım, şu an elim avuçlarının içinde olmazdı. “ dedi usulca…
“Biliyorum” dedim, onun bana yıllar önce baktığı ışıltıyla; ışığı sönmüş gözlerine bakarak…
Eğer babam bana o kırmızı pabuçları almış olsaydı o gün; bambaşka bir hayatım olurdu belki de, safahat içinde…
Peki, ya gözlerimdeki ışıltı? Bütün bu safahatlerin peşinde koştururken gözlerim kin, öfke kussaydı herkese…?
Yok istemem…
Ben böyle mutluyum.
Benim, bugünkü ben olmamı sağlayan babama ve aynı zihniyette evlat yetiştiren tüm babalara selam olsun…
Sevgiyle…

Kartalin Sesi
Kartalin Sesi
Kartal'ın Sesi Gazetesi yazarı
İLGİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -

En çok okunanlar

Son Yorumlar