Pazar, Şubat 5, 2023
Ana SayfaGÜNCEL'Marmara Denizi Artık Atık Su, Kaldıramayacak Durumda'

‘Marmara Denizi Artık Atık Su, Kaldıramayacak Durumda’

‘Marmara Denizi Artık Atık Su, Kaldıramayacak Durumda’

Müsilajla Marmara Denizi’ndeki gözle görülür hale gelen yıkıma karşı, Marmara Yaşasın Grubu’ndan ekoloji aktivisti Büyükbozkırlı: “Hassas su olarak tanımlanan Marmara Denizi, ileri bir arıtma yapıldığı takdirde de atık suları kaldıramayacak bir duruma geldi.”

Türkiye’nin denizleri, insan kaynaklı faaliyetler nedeniyle günden güne daha fazla kirleniyor. Marmara Denizi’ndeki birçok canlının kirlilikten ölmesi nedeniyle de, denizdeki canlı yaşamı ekolojik yıkımla karşı karşıya. Marmara Denizi’nde yaşanan kirliliğin bir diğer sonucu ise çevresindeki diğer denizlere oranla 1 derece daha fazla ısınması. 2021 yazında yaşanan müsilaj ise Marmara Denizi’ndeki bu yıkımı, gözle görülür hale getirmişti.

Müsilajla mücadele kapsamında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 7 Haziran 2021’de 22 maddelik Marmara Eylem Planı açıklandı. Ayrıca 30 Aralık 2021’de tüm Marmara Denizi ve çevresi, Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmelikle “hassas su kütlesi” ilan edildi.

Müsilajın bir sonuç olduğunu belirten Marmara Yaşasın Grubu’ndan ekoloji aktivistleri Levent Büyükbozkırlı ve Yüksel Demirtaş, Marmara Denizi’ndeki müsilaj sonrası durumu ve alınması gereken önlemleri bianet’e anlattı.  Atölye BİA İletişim Platformu atolyebia.org‘da Merve Tur’un haberine göre;

“Müsilaj ağır bir hastalığın sonucu”

Denizin sadece kirlenmediğinin, tür çeşitliliği anlamında da kayıplar yaşandığının altını çizen Levent Büyükbozkırlı şöyle diyor:

“Müsilaj aslında bir sonuç. Marmara Denizi kirliliğinde çok ileri bir aşamaya gelindiğinin ve denizin can çekiştiğinin göstergesi. Müsilaj ağır bir hastalığın sonucu diyebiliriz.

“Beslenme zincirinin en altında bulunan fitoplanktonların, özellikle azot ve fosforun, aşırı derecede bulunması sonucunda tür çeşitliliğinin de azalmasıyla birlikte fitoplanktonların aşırı büyümesi sonucu müsilaj oluşuyor.”

Marmara can çekişir duruma nasıl geldi?

Büyükbozkırlı, Marmara Denizi’nin bu duruma gelmesini üç dönem olarak ele alıyor:

“1950’li yıllardan beri Marmara Bölgesi’nde yoğun sanayileşme ve nüfus artışıyla süreç başlıyor. Ardından 80’lerden sonra iyice ranta dayalı çarpık kentleşme ve yoğun inşaat faaliyetleriyle süreç devam ediyor. 2000’li yıllarda ise bu iyice katmerleniyor ve hızlanan mega projeler, sayıları hızla artan taş ocakları, orman kıyımları vs. sonucunda yoğun tahribatlarla Marmara Denizi bugün bu hale geliyor.

“Marmara Denizi, denizden ziyade aslında duran bir su. Haliç (koy-körfez) özelliği de taşıyor. Dolayısıyla yapısal olarak bütün bu sayılan yoğunluklar olmasa bile sanayi, tarımsal evsel vs. atıkları kaldıramayacak bir yapıya sahip.”

“Yok oluşun eşiğindeyiz”

Marmara Denizi’ni yok oluşa getiren nedenleri Büyükbozkırlı, şu şekilde sıralıyor:

“Arıtılmadan denize gönderilen atık sular, tarımsal zehirler, boğazdan geçen gemilerin balast suları ve bunlardan denize taşan kirleticiler, tersaneler ve kıyıların doldurulması vb., sebepler arasında yer alıyor.

“Kıyıların doğal bırakılması, deniz canlılarının kendilerini yenileyebilmeleri ve kıyıların kendisini temizleyebilmesi açısından önemli. Kıyıların şu an olduğu gibi doldurulması, Marmara Denizi’ni bir nevi akvaryuma çeviriyor.

“Bundan 100 yıl öncesinde kaynaklarda Marmara’da sadece pazarda satılan 124 balık türünden bahsediliyor. Şimdi ise bu balık türleri 4-5 tane. Tamamen yok oluşun eşiğindeyiz.”

“Marmara çok kırılgan ve hassas yapıya sahip”

Marmara Denizi’nin diğer denizlerden yapı itibarıyla daha hassas olduğunu belirten Büyükbozkırlı, “Okyanus kıyılarında olan denizlerin şöyle bir avantajı var: Ne kadar kirletici etken olursa olsun, denizin seyreltme etkisi olabiliyor. Kapalı ve haliç özelliğine sahip olan durağan Marmara, bu konuda çok kırılgan ve hassas bir yapıya sahip” diyor.

Marmara’daki yıkımın Karadeniz’i de etkilediğini belirten Büyükbozkırlı, Karadeniz’in de kırılgan bir durumda olduğunun altını çiziyor:

“Karadeniz’in dibinde hidrojen sülfür ve belli bir derinlikten sonra ise oksijensiz bir hayat var. Ancak bu durum da kendiliğinden oluşmadı. Uzun zaman içerisinde Tuna Nehri başta olmak üzere Marmara’dan gelen atık suların kısmen etkisi ve Karadeniz çevresindeki ülkelerin, Türkiye de dahil, atık sularını arıtmadan denize bırakılmasıyla beraber, Karadeniz’in dibinde de oksijen olmayan bir tabaka var. Bu tabaka da gittikçe yükseliyor.

“Karadeniz de şu an kırılgan bir durumda. Marmara’daki atıkların da Karadeniz’e olumsuz bir etkisi var. Ama bunların da ötesinde ne yapabiliriz? Karadeniz’in çevresindeki tüm yerleşimlerin evsel atık sularını mutlaka arıtmaları ve suyun hassaslık seviyelerine bakmaları lazım. Hassas su olan bölümlerde de alıcı ortam vasfına ancak uygunsa deşarj yapılması gerekiyor.”

“Marmara ve Karadeniz, hassas su”

Hassas su terimi, suyun iyice kirlendiğini ve bu kirliliği telafi edemediğini yani alıcı ortam vasfını büyük oranda yitirdiğini gösteriyor. Resmi Gazete’de de yayınlandığı gibi Marmara Denizi, tamamen hassas su olarak tanımlanıyor.

Büyükbozkırlı, hassas su olarak tanımlanan denizlere atık suların atılmasının son verilmesi gerektiğini vurguluyor:

“Hassas su olarak tanımlanan Marmara Denizi, ileri bir arıtma yapıldığı takdirde de atık suları kaldıramayacak bir duruma geldi. Karadeniz’e bakıldığında da, bir iki lokal bölge dışında Türkiye’nin tüm Karadeniz kıyıları da hassas su kapsamına giriyor.

“Türkiye’nin çevresindeki tüm denizler, öncelikle Marmara sonrasında ise Karadeniz ardından da Ege Edremit Körfezi, hassas su olarak tanımlanıyor.

“Bir yandan suyun çok değerli olduğundan su varlıklarının kirlendiğinden, su krizlerinden, kuraklıktan bahsediyoruz. Öte yandan da kirletmeye devam ediyoruz.”

Denizlerin ısınması

Denizlerin ısınmasının sebebini kirlilik olarak belirten Büyükbozkırlı, sözlerini şu şekilde sürdürüyor:

“Dünyadaki denizler iklim krizinin de etkisiyle ısınıyor. Özellikle Marmara Denizi, çevresindeki denizlere oranla 1 dereceden daha fazla ısınmış durumda. Bunun sebebi de yine denizin aşırı derecede kirlenmiş olması.

Denize atılan son derecede zararlı çinko, cıva gibi ağır metallerden bahsediyoruz. Bütün bunlar da denizin oksijenini tüketiyor. Tür çeşitliliğinin de azaldığı ve yaşam kalitesinin de düştüğü bir ortamda bu kadar kirletici madde verdiğinizde, bunları çözebilecek yeterli oksijen denizin içerisinde yok.”

Marmara Denizi Koruma Eylem Planı

Yapılan müsilaj temizlik çalışmalarını şova dönük bir eylem olarak tanımlayan Büyükbozkırlı, şu ana kadar eylem planına dönük neler yapıldığı hakkında şeffaf bir bilgi verilmemesini, kamuoyuyla paylaşılmamasını da eleştiriyor:

“2021’de 22 maddelik “Marmara Denizi Koruma Eylem Planı” açıklandı. Bunun ardından bütünleşik stratejik bir plan yapıldı. Bu 22 maddeyle ilgili eleştirdiğim şu: Bakanlıkların zaten yapmaları ve uygulaması gereken mevzuatları, vaat gibi sunması.  Müsilaj oluştuğunda temizlenmesi gerekiyor fakat çözüm denizin üzerindeki müsilajı temizlemek değil. Çünkü denizin ortalarında, askıda, denizin dibine kadar inen, canlılara büyük zararlar veren bir müsilaj söz konusu. Yapılan müsilaj temizlik çalışmaları ise halının altına süpürmek ve şova dönük bir eylem oluyor.

“Noktasal kirliliklerin belirlenmesi, atık suların deşarjı yapılan tesislerin 7/24 çevrimiçi takibi, uydular, erken uyarı sistemleri gibi teknolojik yatırımlara atıflar var. Ama kirletmeye devam ediliyor, bu konuda hiçbir değişiklik yok. Ana etkenleri ortadan kaldırmıyorsunuz. Diğer taraftan da neler yapıldığıyla ilgili kamuoyuna bir paylaşım yapılmıyor yani şeffaflık yok.”

“Birincil sebep iklim krizi değil”

Marmara Denizi’nin bugün geldiği durumunun temel sebebinin insan faaliyetleri olduğunu ifade eden Yüksel Demirtaş ise şöyle diyor:

“Marmara Denizi’nde bir ekolojik felaket söz konusu ama bunun birincil sebebi iklim krizi değil. Tamamen insan faaliyetleri sonucunda yaşanıyor bunlar. Marmara Bölgesi’nde şu anda 25 milyon insan yaşıyor. Marmara Denizi, endüstriyel faaliyetlerle üretilen atıklar ve evsel atıkların baskısı altında. Bu durumun iklim krizine bağlandığı nokta şu olabilir: Karadeniz ve Ege Denizi arasındaki Marmara Denizi’nin diğer denizlere oranla daha sıcak olması sonucunda, habitatta ve tür çeşitliliğinde farklılıklar da gözlemlenmeye başlanması.

“Marmara Denizi hem Akdeniz hem de Karadeniz sularının özelliklerini taşıyordu. Dolayısıyla da bunun getirdiği bir ekosistem de vardı. Bu iki farklı ekosistemin getirdiği tür çeşitliliği, süreç içerisinde yok oldu. 1920’lerden 1980’lere kadar ticari bir meta olarak raflarda görülen balık türleri şu anda çok azaldı.”

“Yok oluş iklim krizinden önce başladı”

Marmara Denizi’nde yaşanan ekolojik yıkımla beraber canlı yaşamının da tehlikeye girdiğini söyleyen Demirtaş, kirliliğe vurgu yaptı:

“Marmara Denizi’nde olan bu yok oluş süreci iklim krizinden çok daha önce başladı. Marmara Denizi’nde kendi ekosisteminden ziyade göç balıkları dediğimiz lüfer, palamut, istavrit, hamsi gibi balıklar çıkıyor. Ama yok olan birçok balık türü var. Saydıklarımın içerisinde azalanlar varlığı tehdit altında olanlar var. Bu durumun nedenleri içerisinde iklim krizinin etkileri vardır fakat esas neden Marmara Denizi’nin kirlenmesi.”

“Marmara Denizi’nin diğer denizlerden daha sıcak olmasının sebebi, insan ve endüstriyel kaynaklı katı partikül maddelerin, kanalizasyonlar ve atık su sistemleriyle gönderilmesi. Dolayısıyla da bu etkenlerin halen daha devam etmesi Marmara Denizi’nin ısınmasına ekstradan neden oluyor.”

Kartalin Sesi
Kartalin Sesi
Kartal'ın Sesi Gazetesi yazarı
İLGİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -

En çok okunanlar

Son Yorumlar