Pazar, Nisan 14, 2024
Ana SayfaYAZI YORUMAcı, keder ve katliam gibi yıkımlar…!

Acı, keder ve katliam gibi yıkımlar…!

Acı, keder ve katliam gibi yıkımlar…!

Hasan GÜLER

Akla  bilime  tekniğe teknolojiye  çağdaş tüm değerlere düşman bu sistem ve onu yaratan kör karanlık enkazın altında kaldı…!

Türkiye’de deprem yönetmeliği ilk kez 1947 yılında İtalya’da kullanılan deprem şartnamesi temel alınarak hazırlanmıştır.  Yönetmelik, ’27 Aralık 1939 büyük Erzincan Depremi’nden sonra uygulamaya sokuldu…

Ülkemizde, bugüne kadar 1947, 1953, 1961, 1968, 1975, 1998 ve halen yürürlükte olan 2007 olmak üzere, deprem yönetmelikleri toplam 7 kez revize edilmiştir…

8 çalıştay sonucunda deprem yönetmeliği güncellenmiş olup 18 Mart 2018 tarihli Resmi Gazete ‘de yayınlanmış, 1 ocak 2019 tarihinde de yürürlüğe girmiştir…

Sonuç;

Acı, keder ve katliam gibi yıkımlar…!

Çünkü yönetmeliklere uygun ne yapı denetim nede bu kararı uygulayıp hayata geçiren iktidar anlayışları…

Türkiye’nin kaçınılmaz bir gereceği olan ‘deprem tehdidi’ varlığını sürdürmeye devam ediyor. Türkiye’miz yaralarını yeniden sararken mutlaka ama mutlaka aklın bilimin, mühendisliğin, jeoloji biliminin esasları göz önüne alınarak yeni yaşam alanları planlanmalıdır…

Ranta talana hısım akraba yandaş besleme mantığının masum insanlarımızın hayatına mal olduğunu, derelerimizin ormanlarımızın nasıl katlettiğini defalarca gördük yaşadık…

İşte bugün bir anlamda talana dayalı bu sistemin hiçbir canlı yaşamına çare olamadığı da ortaya çıktı…

Akla  bilime  tekniğe teknolojiye  çağdaş tüm değerlere düşman bu sistem ve onu yaratan kör karanlık enkazın altında kaldı…!

Kentlerimiz, köylerimiz yeniden inşa edilirken nereye nasıl inşa edileceği noktasında jeoloji mühendisliğinden, harita mühendisliğinden, kent plancılığından, inşaat mühendisliğinden, mimariden, elektrik mühendisliğinden ve bu alanları destekleyecek diğer mesleklerden ve bu mesleklerin odalarından mutlak ama mutlaka onay alınmalı…

Hatta son söz bu meslek odalarımıza bırakılmalıdır…

Eğer kentlerin köylerin yeni yaşam alanlarının yeniden kuruluşu siyaset kurumuna bırakılırsa yeni afetlerin ve yıkımların olması kaçınılmaz olur…

Çünkü siyaset kurumu pragmatist ve oy avcılığına dayalı ikircikli bir mantıkla hareket eder…

Yeni yaşam alanları doğayla uyumlu hiçbir doğal dengeyi bozacak şekilde planlanmamalıdır…

Özellikle akarsu havzaları, dere yataklarından, tarıma uygun alanlardan uzak durulmalı…

Özellikle kentlerde dikey mimariden ziyade az katlı ve yatay plana uygun, artı sistem göz önüne alınarak yolların caddelerin çok daha kullanışlı olacağı bir plana dayalı olmalı, cam vb. giydirmelerden mutlaka kaçınılmalı…

Çünkü bu şekilde giydirilen milyonlarca metrekarelik cam binalar suni ısınmaya neden olmakta uzun vadede bu sorun iklimsel ısınmanın da en büyük tehdididir…

Afetlerde ve depremlerde ilk tahliye noktaları, toplanma alanları-toplum yararına tasarlanacak sosyal donatı alanları hastaneler-okullar-kreşler-sağlık ocakları-afet durumunda kurulacak geçici barınma yerlerinin alt yapıları-sığınaklar mühendisliğin rehberliğinde yeniden planlanmalıdır…

Aklın bilimin dışına çıkarak çakılan her çivi-konan her tuğla geleceğimizin yeniden enkazlara gömülmesi anlamına gelir…

İLGİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -

En çok okunanlar

Son Yorumlar

Zehra Sayar on Yılbaşı
Deniz Özlem Er on Yılbaşı