Cumartesi, Ekim 1, 2022
Ana SayfaKÖŞE YAZARLARIMerhaba Sevgili Kartal

Merhaba Sevgili Kartal

Bu ayın röportaj konuğu olarak, çocuk edebiyatı yazarlarımızdan sevgili Funda Bahçeci ile söyleşi yaptık.


Değerli yazarımızın da sohbet esnasında belirttiği gibi, büyüklere yazılan masallarla büyüyen nesilden kalma bir birey olarak, çağımızın çocukları için yazılan masalların, hikayelerin içerikleri ile bizlerin okuyarak büyüdüğü eserlerin nasıl çeliştiğinin farkına varmamak mümkün değil. Bizler boyumuzdan(ruhumuzdan) büyük masallarla geleceği karşılarken, şimdiki neslin duygularını en güzel renklerle bezeyen yazarlarımızdan Funda Bahçeci’ye kulak verelim öyleyse:
Bir yazar olarak (kitaplarınızla) çocukların hayatına dokunduğun zaman ne hissediyorsunuz?
Denizyıldızı hikâyesindeki çocuk gibi hissediyorum. “Bak, bir Denizyıldızı daha kurtuldu.” Her defasında, bir çocuk kalbi daha kazandığımı düşünüyorum. Okuma alışkanlığı edinmeleri açısından çocuk için bu çok önemli. Ne de olsa önümüzde uzun bir okuma yolculuğu var.
Bir eğitimci olarak hoşgörünüzün kaynağı nereden geliyor?
Her çocuk bir kitaptır ve inanın okumaya değer. Onları hikâyeleri ile kabul ediyorum. Onlar da beni hikâyemle kabul ediyorlar.
Günümüzde insanların kitaplarla ilişkisini nasıl buluyorsunuz?
Çok zayıf buluyorum. Kitap okumak hafife alınamaz. Her kitap bir deneyimdir. İnsanlar deneyim okumalı, kitap değil. Yani kitaplara deneyim gözü ile bakılmalı ve deneyim okuyorum denmeli. Böylece başkalarının tecrübeleri nesillerden nesillere aktarılmış olur. Bu öyle hafife alınacak bir durum da değildir.
Kitap yazarken kimleri örnek alıyorsunuz?
Yazarken kendimi Keloğlan ve Nasrettin Hoca’nın yerine koyuyorum. Keloğlan gibi pratik düşünen, Nasrettin Hoca gibi hoşgörülü çözümler üreten kitaplar yazmaya çalışıyorum. Okuyucu kitlem çocuklar olduğu için didaktik olduğu kadar mizahi düşünmek zorundayım.
Kendinizi en yakın hissettiğiniz çocuk kitabı diye sorsam cevabınız ne olurdu? Hangi yönüyle?
İlk okuduğum çocuk kitabı Güzel ve Çirkin’di. Kitap benim boyum kadar vardı. Kocamandı ve çizimleri sayfalardan fırlayıp yanıma gelecekmiş gibi hissediyordum. Kitabı okuyabilmem için yere sermem gerekiyordu. Kahramanın çirkin bir görüntüsü olmasına rağmen iyi bir kalbe sahip olması ve bir güle bu kadar kıymet vermesi beni çok etkilemişti. Bu nedenle Güzel ve Çirkin’in bende yeri bambaşkadır. Öğrencilerime okumaktan büyük keyif aldığım bir masaldır.
Denizi seyretmeyi sever misiniz? Dalgalarla konuşuyor olsaydınız aranızda nasıl bir diyalog geçerdi?
Denizi seyretmeyi kim sevmez ki… Dalgalardan bir dilek dileme şansım olsaydı, onlarla birlikte seyahat ederek dünyamızı görmeyi isterdim. Düşünsenize; içtiğimiz su üç milyar yaşında. Dalgaları düşünemiyorum bile…
İlkokul öğretmenlerimiz, kitap sevgisini tek başlarına yerleştirme çabasına girmeli mi yoksa kütüphane ile eşgüdümlü olarak mı götürmeli?
Tabi ki işbirliği çok önemli. Hatta bu işbirliği içine yeni yeni isimler eklenmeli. Aile ve okulun tamamı ve hatta sokaktaki insanlar bile. Çocuk gördüğünü uygular. Aile çatısı altında ve tüm sosyal alanlarda kitap okuyan insanları gören çocuk, farkına varmaksızın okumaya başlayacaktır. Düşünsenize; metroda cep telefonu yerine kitap okuyan insan sayısı daha fazla… Alın size hayatın içinden bir örnek…. Çocuk, bu gözlemi sonucunda fark etmeden hayatının akışına kitabı yerleştirecektir.
Yeni bir kitaba başlama motivasyonunuz nedir?
Çocuklar… Biraz açacak olursak, onların yaşadığı zorluklar üzerine kitap yazıyorum. İlk kitabım Bilge Köstebek-1 Kendini Arayan Yavru Devekuşu, akran zorbalığı üzerine yazılmış bir kitaptı. Diğer kitaplarımda da çocukların yaşadıkları zorluklara çözüm üreterek ilerledim.
Kitapların adına ne zaman karar veriyorsunuz?
Aslında kitabı yazarken ilk aklıma gelen şey, kitabın adı oluyor. Yazmaya başlamadan önce, yani araştırma aşamasında şekil almaya başlıyor.
Bizlerin büyüdüğü çocuk edebiyatı eserlerinde, olumsuz algılar oluşturulmaya çalışıldığını ve oldukça da başarılı olduklarını düşünüyorum. Bu fikrimi pekiştiren en belirgin eserlerden biri ise Ağustos Böceği ile Karınca…
Müziğin sadece tembel insanlar tarafından icra edildiği ve müzisyenlerin birer asalak olduklarını zihinlere yerleştirmenin en kolay yolu, körpe beyinlere masal olarak sunmak düşüncesi hayli işe yaramış olacak ki, Corona döneminde yüz yirmi küsur sokak sanatçısı intihar etti.
Keza çoğu masal ise intikam duygusunu geliştiriyor. Tıpkı La Fontaine’nin Tilki ile Leylek hikayesinde olduğu gibi… Kız çocuklarının, işe yaramaz birer prenses olarak koca beklemeleri gerektiği direktifini aşılayan masalları saymıyorum bile… Siz, bir çocuk edebiyatı yazarı olarak ne e düşünüyorsunuz?
Öncelikle şunu vurgulamak isterim. Geçmiş dönem masalları aslında çocuklar için yazılmamıştır. Yetişkinler için yazılmıştır. Günümüze de çocuk edebiyatı adı altında masal olarak karşımıza çıkmıştır. Bu yüzden yeni dönem masallar, yani hikayeler daha didaktiktir. Çünkü baz olarak çocuk, çocuk psikolojisi ve çocuk eğitimi alınır. Bilinç seviyesi yükselmiştir ve eski dönemin masalları günümüzde güncelliğini yitirmiştir. Hatta eleştiri almaya başlamış çağ dışı kalmıştır. Verdiği mesajlarda günümüzle ters düşmeye başlamıştır. Bilmem sorunuza yeterli bir cevap oldu mu?
Yeni nesil anne- babaların (özellikle çalışan ebeveynler) çocuklarını, yorgunluktan kaynaklı başlarından savma yöntemlerinden biri de, teknolojiyi kullanarak masal dinletilip uykuya hazırlamalarının sakıncalarını, çocukları büyüdükçe kendilerinden uzaklaşıp, teknolojiyi hayatlarının merkezi haline getirdiklerinde fark edecekler ama maalesef çok gecikmiş olacaklar. Duygu yoksunluğunun, maddi yoksulluktan daha acı verici olduğunu ne zaman çözümleriz sizce?
Çocuk yetiştirmek aceleye gelmez. Çocuk yavaş yavaş büyür. Anne ve baba kendi hayatının telaşında aceleyle hareket eder ve işte tam bu noktada teknoloji hayatlarına sızar. Baba ve anne, kendilerine biraz da olsa zaman kazandırabilmek için (yemek hazırlama, haberleri seyretme gibi) teknolojinin yardımına koşar. Çocuklarının ellerine verdikleri tabletler de yavaş yavaş, anne ve baba yerine geçer. Çocuk, uyarı ve yönerge almadan duygusal olmayan teknolojinin esiri olamaya başlar. Oysa anne ve baba sesi, anne karnında huzur verirken, çocuk doğduktan sonra sadece uyarı tonunda kulağa yansımaya başlar İlerleyen zamanlarda anne ve baba sesi sertleşir, çocuk ise aldırmaz olur. Bunun yumuşak bir geçişle çözümü vardır.
Düşünsenize, masallar anne ve babadan yumuşak bir ses tonuyla, uyku öncesi çocuğa okunsa, çocuk sevildiğini hissederek güvende bir şekilde uykuya dalsa. Sabah, pozitif bir enerji ile uyanacak ve tüm ilgisini ailesine verecektir. Ve bu çocuk psikolojisinin her alanına yansıyarak sağlıklı bir birey yetiştirilmesini sağlayacaktır. Bu sorunuza sadece küçük bir örnektir.
Dünyanın iyiliği için, nice Funda Bahçeci’ler ile tüm kuşakları büyütebilmek dileğiyle…
SEVGİYLE…

Dilek Uyar
Dilek Uyar
Kartal'ın Sesi Gazetesi yazarı
İLGİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -

En çok okunanlar

Son Yorumlar